DÖNEMLERE GÖRE BELLİ BAŞLI ŞAİR VE YAZARLAR

Aşağa gitmek

Yukarı DÖNEMLERE GÖRE BELLİ BAŞLI ŞAİR VE YAZARLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Ekim 30, 2007 9:56 pm

Divan Edebiyatı: Osmanlılar'da özellikle medresede yetişen aydınların Arap ve daha çok da Fars edebiyatını örnek alarak geliştirdikleri edebiyat geleneği genel olarak "Divan edebiyatı" adıyla anılmaktadır. Buna "zümre edebiyatı", "ümmet çağı Türk edebiyatı" adını verenler de vardır. Divan edebiyatının kuruluş döneminde '13.-15. yüzyıl) Farsça çeviriler çoğunluktadır. İlk şairler (Ahmed-i Dâi, Kadı Burhaneddin, Şeyhi) çoğunlukla dinsel şiirler yazmışlardır. Geçiş döneminde (15.-16. yüzyıl) saray ve çevresi bu tür edebiyatı özellikle desteklemiş, şiirin yanı sıra düzyazı örnekleri de ortaya konmuştur (Ahmed Paşa, Necati, Mercimek Ahmed, Âşıkpaşazade, Sinan Paşa gibi). Divan edebiyatının olgunluk döneminde (16.-18. yüzyıl) etkilenme ve esinlenme aşamasından özgün yaratı aşamasına geldiğini gözlüyoruz. Klasik biçimlere yerli içerikler kazandırılmaya çalışılmış, bu arada yeni akımlar, özellikle "Sebk-i Hindi" denen yeni bir şiir tarzı denenmiştir (Fuzuli, Bâkî, Bağdatlı Ruhi, Nabî, Nef'i, Nedim, Şeyh Galib, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Naima, Veysi, Nergisi)
Halk Edebiyatı: Yaratıcıları belli olmayan ya da bilinemeyen halk hikâyeleri, türküler, mâniler, atasözleri, bilmeceler, seyirlik köy oyunları halk edebiyatının bir bölümünü oluşturur. Tekke edebiyatı (13.-16. yüzyıl), halk edebiyatının dinsel içerikli biçimidir. Tasavvufun dinden farklı olan geniş hoşgörüsü ve yorum biçimi zengin bir edebiyat geleneğinin oluşmasında başlıbaşına bir etmen olmuştur. Tekke şiirleri ilahi, nefes gibi özel bestelerle okunurdu. Tekke edebiyatı dili yer yer Arapça ve Farsça sözcükler içerse de kolay anlaşılabilir bir nitelikteydi. Dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsü sonuna kadar kullanılmıştır. Bu edebiyatın en önemli temsilcileri Yunus Emre, Nesimi, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli, Hatayi, Pir Sultan Abdal'dır. Halk edebiyatının bir başka alanını oluşturan âşık edebiyatı, 16. yüzyıldan günümüze kadar süren dönemi içerir. Âşık da denen halk ozanları genellikle sazlarıyla Anadolu'yu dolaşarak hem bir geleneği oluşturmuşlar, hem de yaşama savaşı vermişlerdir. Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Ruhsati, Sümmani, Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan bunlara örnek olarak verilebilir.
Batı Uygarlığı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Türk (Osmanlı) toplumunda 18. yüzyıldan sonra batı uygarlığı çevresine girme yolunda çalışmalar yapılmıştır. Askerlik ve siyaset alanındaki gelişmeler bir süre sonra edebiyat yaşamında da etkisini göstermeye başladı. Özellikle batıyı gören ve yakından tanıma olanağını bulan edebiyatçılar yeni bir edebiyatın ilk habercileri oldular. Batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatının başlangıcı olarak Tercüman-ı Ahval (1860) gazetesinin çıkışı kabul edilmektedir. Çünkü bu gazete resmi ya da yarı resmi bir yayın organı değil, özel girişimle çıkartılan ilk Türk gazetesiydi. Böylece başladığı kabul edilen bu yeni dönem şu alt dönemlerde incelenmektedir: Tanzimat dönemi, Servet-i Fünun dönemi, Fecr-i Âti dönemi, Milli edebiyat dönemi, Cumhuriyet ve sonrası.
1- Tanzimat Edebiyatının önemli isimleri:
Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat, Ziya Paşa, Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Samipaşazade Sezai vb.
2- Servet-i Fünun Edebiyatının önemli isimleri:
Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf vb.
3- Fecr-i Âti Edebiyatının önemli isimleri:
Ahmed Haşim, Emin Bülent Serdaroğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Fuad Köprülü, Yakup Kadri Karaosmanoğlu vb.
4- Milli Edebiyatın önemli isimleri:
Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin vb.
5- Cumhuriyet ve Sonrası Edebiyatın önemli isimleri:
Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Nazım Hikmet, Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Cahit Külebi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Peyami Safa, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Necati Cumalı, Selim İleri, Fakir Baykurt,
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı XI.YY-XII.YY (11.VE 12.YÜZYIL)ŞAİR VE YAZARLARI

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Ekim 30, 2007 11:28 pm

11. Yüzyıl:


İslami Dönem Türk Edebiyatı'na ait ilk eser 11.Yüzyıl'a ait olan 'Kutadgu Bilig'dir. Yusuf Has Hacip tarafından yazılmış öğretici bir eserdir. Siyaset-nâme niteliğindedir ve 6500 beyitten oluşur.

Yusuf Has Hacib, M.S. 1017 Karahanlı Devleti'nin Balasagun şehrinde dünyaya geldi.İyi bir eğitim gördü. Çağının geçerli bilimlerinin yanı sıra Arapça ve Farsça'da öğrendi. 1077 yılında Kaşgar'da vefat etti. Günümüzde türbesi, Çin kontrolu altındaki Doğu Türkistan'daki Kaşgar'dadır.
Karahanlı Devleti zamanında yaşıyordu, temel eğitimini Balasagun'da aldı. Kendisine önceden Balasagun'lu Yusuf deniliyordu , sonra kendisine Has Hacib adı verildi. Yusuf Has Hacib, Türk dil ve edebiyat için temel olan Kutadgu Bilig (Mutlu kılan bilgi) kitabının yazarıdır. Kutadgu Bilig 6645 beyitlik bir eserdir. Allah'a hamt,peygambere ve dört halifeye teşekkürle başlar.
Karahanlı devlet hükümdarı Ulu Kara Bugra Han'a, Kutadgu Bilig adlı eseri (ilk siyasetname ve ilk mesnevi örneğini) 18 ay bir çalışma sonunda 1070 yılında sundu. Bu kitabı okuyan Ulu Kara Buğra Han kendisine "Ulu Has Hacib" unvanı ve Kaşgar'da vezir yardımcısı olarak görev verdi.
Kutadgu Bilig'in ilk nüshası 1439'da Herat'da bulundu. İkinci bulunan Arapça, ilki uygurcadır. Kitabın ilk baskısı 1900'de Radloff tarafından yapılmıştır.
Türk edebiyatındaki ilk siyasetnameyi yazmıştır. Türk edebiyatında ilk nazım şeklini o kullanmıştır.Bu nazım şekli de mesnevidir. Bundan dolayı Yusuf Has Hacip denmiştir.
Yazdığı Kutadgu Bilig eserinden bir bölüm: Kitabıma,okuyana mutluluk getirsin,ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum.Ben sözlerimi söyledim,düşüncelerimi yazdım.Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir,yardımcı bir eldir.Dosdoğru bir söz söyleyeyim size:Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur.Önce Gündoğdu'yu tanıtayım.O hükümdardır,doğru yasayı(töre)temsil eder.Aydoldu ile mutluluk güneşi doğar,o da mutluluğun(kut)temsilcisidir.Öğüdülmüş aklı,Odgurmuş akıbeti temsil eder.Ben sözlerimi bu dört değer(doğru yasa,mutluluk,akıl,akıbet)üzerine kurdum.Okuduğunda anlayacaksız,dikkat et.KAYNAK:GÖZDE PINAR GÖKÇE

Bu döneme ait diğer bir önemli eser de 'Divânû Lügâtit Türk'tür. Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe'yi öğretmek amacıyla yazılmış bir lügâttır

Kaşgarlı Mahmut İslamiyet'in kabulünden sonraki Türk milliyetçiliğinin ilk temsilcisidir. Türk dilinin, Türk milliyetçiliğinin en büyük sözcüsü Kâşgar'da doğdu.


Saciye ve Hamidiye Medreseleri'nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili incelemelerine adamıştır. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiştir. 1072-1073 yılları arasında hazırladığı meşhur kitabını (Divan-ı lügat-it Türk) Abbasi halifesine armağan etmiştir. Kitabın asıl nüshası bugün Ayasofya Müzesi'nde muhafaza ediliyor. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978'de yapılabilmiştir.

Kaşgarlı Mahmud'un "Türk Dillerinin Gramatik İncelemesi" başlıklı başka bir kitabının daha olduğu söylenir. Divanı Lügatit Türk'ün 3. cildinde bu kitabına atıfta bulunurmuş. Ne yazık ki, bu kitabın ne aslı ne de kopyaları bugüne dek bulunamamış. Türklerin yaşadığı şehirleri, köyleri, obaları bir bir


dolaşarak hazırladığı sözlük, İslâmiyet'ten önceki sözlü edebiyatımızı aydınlatan dev bireserdir. Yazılış amacı, Araplara Türkçe'yi öğretmekten çok, Türkçe'nin Arapça ile koşu atları gibi yarış edebileceğini, Türk dilinin zenginliğini, her duygu ve düşünceyi anlatmaya elverişli olduğunu ispat etmektir.
Kâşgarlı Mahmut, iyi silâh kullanan bir asker olmakla beraber, dilimizi, ulusal kültürümüzü, yurt sevgisini her şeyin üstünde gören ilk büyük dil bilginimizdir. Kitabının önsözünde şu ilgi çekici tümceleri okumaktayız :
"Türk'ün, Türkmen'in, Oğuz'un, Çigil'in, Yagma'ın, Kırgız'ın lisanlarını ve kafiyelerini tamimiyle zihnimde nakşettim. Bu hususta o kadar ileri gittim ki, her taifenin lehçesi bence en mükemmel surette elde edilmiş oldu... Türk dili ile Arab dilinin at başı beraber yürüdükleri bilinsin diye...

Bu döneme ait önemli bir eser de Edip Ahmet Yükneki'nin öğretici nitelikteki dini kitabı 'Atabetül Hakayık'tır 12. yüzyıl şairlerinden.
Yüknek'li Mahmud adında birinin oğlu olduğu için Edib Ahmet Yüknekî olarak anılıyor.
Atabetü'l Hakaayık (Hakikatler Eşiği) adlı eseriyle ün sağladı. Atabetü'l Hakaayık'ta erdemli kişi olmanın yolları ve ahlaklı kalmanın ilkeleri açıklanmaktadır. Edip Ahmet bu eserde Kaşgar dilini kullanmış ve aruz ölçüsüyle yazmıştır.

12. Yüzyıl:

Bu yüzyılın en önemli ismi Hoca Ahmed Yesevi'dir, Türk tasavvuf tarihinin ilk önemli şairidir. Hikmetleriyle büyük ün kazanmıştır

Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir.



Bu yüzyılın diğer önemli ismi ise Kitab-ı Meryem, Kitab-ı Bakırgen ve Kitab-ı Âhirzaman adlı eserlerin sahibi, aynı zamanda Hoca Ahmed Yesevi'nin öğrencisi olan Hakim Süleyman Ata'dır
Hoca Ahmet Yesevi'nin talebelerinden ve üçüncü halifesi olan Hakim Süleyman Ata Türkistan (Yesi)'da doğdu. Küçük yaşta Ahmet Yesevi'den Kur'an-ı Kerim okumayı öğrendi. Yesevi dergahında yetiştikten sonra, yine O'nun işaretiyle Harezm'e giderek, burada irşad faaliyetlerinde bulundu.

Rivayete göre; Hoca Ahmet Yesevi, Süleyman Ata'ya, bir deveye binerek, onun götürdüğü yerde kalmasını söyledi. Ertesi sabah yola çıkan Süleyman Ata, devenin ipini salıverdi. Deve, Harezm ülkesinde bir yerde çöktü. Süleyman Ata'nın kaldırmak için bağırmasına rağmen deve kalkmadı. Bundan dolayı o yere 'Bağırgan' ve Süleyman Ata'ya da 'Bağırgani' denildi.

Hakim Süleyman Ata, Yesevi'nin Hikmetlerini insanlara anlattı ve yine O'nun tarzında şiirler yazdı. Hece vezni ile yazdığı bu şiirlerinde Kul Süleyman, Hakim Süleyman, Hakim Hoca Süleyman ve Hakim Ata gibi mahlaslar kullandı.

Önemli eserlerinden bazıları. Bakırgan Kitabı, Ahirzaman Kitabı ve Meryem Kitabı'dır. Türk Dünyasının yeni Müslüman olduğu dönemde yetişen ve Türklük üzerinde irşad çalışması yapan Hakim Süleyman Ata, bu bakımdan önemlidir.

Süleyman Ata, 1186'da vefat etti ve Harezm ülkesindeki Akkurgan (Bağırgan) 'a defnedildi.

avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı XIII.-XIV. YÜZYIL (13-14.YÜZYIL) ŞAİR VE YAZARLARI

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Ekim 31, 2007 12:08 am

13. - 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı


Türk edebiyatı değişik coğrafyalarda gelişmeye ve birbirinde değerli eserler vermeye devam eder. Bu yüzyılda, edebi alandaki gelişmeler kadar, siyasi alandaki gelişmeler de çok önemlidir.

11. yüzyıl sonunda Anadolu'da kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, önce iç huzursuzluklarla sarsılmış ve Moğol istilasıyla yıkılmıştır. 14. yüzyılın başlarında dağılan Selçuklular, yerlerini Anadolu Beyliklerine bırakarak tarihten silinmişlerdir.

Anadolu'da Türk edebiyatı, ilk kalıcı örneklerini 13. yüzyılda, artık edebi yazı dili özelliği kazanmaya başlayan Oğuzcayla vermeye başlamıştır.

Oğuz Türklerinin Orta Asya'dan taşıdıkları geleneksel halk edebiyatlar Anadolu'da gelişmesini sürdürmüştür. Ne yazık ki, halk ozanlarının bu yüzyılda ortaya koydukları şiirler günümüze ulaşamamıştır.

13. yüzyıl, Anadolu'da Türk halk tasavvuf edebiyatının geliştiği ve en büyük tasavvuf şiirlerinin yetiştiği bir dönem olmuştur.

Moğol istilasından kaçarak Anadolu'ya gelip yerleşen dervişler, iç karışıklıkların da hüküm sürdüğü bu bölgede düşüncelerini yayacakları uygun bir ortam bulmuşturlar.

13. yüzyılın önde gelen tasavvuf şiirlerinin başlıcaları şunlardır:

Mevlana (1207-1273),
Ahmet Fakih (?-1221),
Şeyyad Hamza,
Sultan Veled (1226-1312)

MEVLANA
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi
(d. 1207 - ö. 1273),
İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür.
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); "Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir),
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.


Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı. Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.



Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti. Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.



Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"

<LI>Mesnevi
<LI>Divan-ı Kebir (Büyük Divan)
<LI>Fihi Ma-Fih
<LI>Mecalis-i Seb'a (Mevlana'nın 7 vaazı)
Mektubat (Mektuplar)


13. yüzyıl Anadolu'sunda, her bakımdan milli nitelikler taşıyan Türk halk tasavvuf edebiyatı Yunus Emre'yle altın çağını yaşamıştır.

YUNUS EMRE
Tarihî hayat ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yûnus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı 13. yy ortalarından Osmanlı Beyliği'nin filizlenmeye başladığı 14. yy'ın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir Türkmen kocası, şair bir erendir. Yûnus'un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. 13. yy'ın ikinci yarısı, sadece siyasî çekişmelerin değil, çeşitli gayrısünni mezhep ve inançların, batınî ve mutezilî görüşlerin de yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır. İşte böyle bir ortamda, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrân-ı Velî, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla birlikte Yûnus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli vazifeler ifa etmiştir. Yûnus Emre, "Risalet-ün Nushiyye" adlı mesnevîsinin sonunda verdiği;
Söze târîh yidi yüz yidiyidi
Yûnus cânı bu yolda fidîyidi
beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307-8) tarihlerinde hayattadır. Yine, Adnan Erzi tarafından Bayezıd Devlet Kütüphanesi'nde bulunan 7912 numaralı yazmada şu ifadelere rastlanmaktadır:

Vefât-ı Yûnus Emre
Müddet-i 'Ömr 82
Sene 720

Bu belgeden anlaşılacağı üzere, Yûnus Emre, H. 648 (M. 1240-1) yılında doğmuş, 82 yıllık bir dünya hayatından sonra H. 720 (M. 1320-1) yılında Hakk'a yürümüştür.
Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Taptuk Emre'nin dervişidir. Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi Vilayetname'den kaynaklanmaktadır. Yine şiirlerinden tasavvuf yolunu seçtiği, iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam'a gittiği, Mevlana'yla görüştüğü, giderek şeyh olduğu da bu bilgiler arasındadır.

Ozanlığının yanısıra dili, düşünceleri, işlediği konularla Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yûnus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah'la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini, Alevi-Bektaşi inançlarını zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu'daki ilk temsilcilerindendir.




avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÖNEMLERE GÖRE BELLİ BAŞLI ŞAİR VE YAZARLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Ekim 31, 2007 12:37 am

Halk Edebiyatı

Türk Halk edebiyatı, XIII. yüzyıldan başlayarak, Anadolu'da başlıca iki kolda eserler vermiştir. Bunlardan biri, tasavvuf inanış ve düşünüşleriyle meydana gelen Halk Tasavvuf Edebiyatıdır ki buna Tekke edebiyatı demek de doğrudur.
İkincisi, en önemli eser ve şairlerini bu bölümde göreceğiniz din dışı halk edebiyatıdır. Bu manada halk edebiyatı, İslam inanışlarına bağlı kalmak onun hey canlarını da yaşatmakla birlikte genel olarak, aşk şiirleri, tabiat şiirleri, destanlar, aşk ve kahramanlık hikâyeleri söyleyen ve daha başka sosyal konularda eser veren bir edebiyattır. Aynı edebiyat, aynı konular ve vakalarla bir halk tiyatrosu da meydana getirmiştir.
Tasavvuf edebiyatı, XIII. yüzyılda Anadolu'da Mevlana Celâleddin Rumî gibi, yüksek zümrenin büyük sofileri elinde ve Fars diliyle eserler vermekte idi. Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled de yine Farsça ile yazdığı eserlerine bazı Türkçe kısımlar eklemişti.
Fakat XIII. yüzyıl Anadolu'sunda Tasavvuf felsefesini, o zamana kadar görülmemiş derecede güzel bir Türk diliyle, Türk vezin, şekil ve kafiyeleriyle söyleyerek, yeni yurtta halk diliyle büyük bir tasavvuf edebiyatı kuran Ünlü şair Yunus. Emre'dir.

YUNUS EMRE (1238?-1320?):
Yunus Emre, yedi yüzyıldan beri, Türk halkı arasında, bir dinî destan kahramanı şöhretiyle yaşayan ve sevilen şairdir. Anadolu halkı, onun hayatı, şahsiyeti ve şiirleri çevresinde çeşit çeşit menkıbeler söylemiş; güzel şiirlerinin, ancak ilâhî bir kaynaktan alınan ilhamla söylendiği inancına varmıştır.
Bu sebeple onun, çok az bildiğimiz, gerçek hayatıyla ölçülemeyecek kadar geniş ve zengin bir destanî hayatı vardır. Yunus Emre'nin saf bir toprak adamı olduğu, hayatının ilk çağlarında rençberlikle yaşadığı söylenir. Allaha varma yollarını Hacı Bektaş Veli'den öğrenme fırsatını, saflığı yüzünden kaçırdığı, sonra Tapduk Emre'nin tekkesine koşarak, uzun yıllar bu tekkenin hizmetinde bulunduğu anlatılır; yıllarca bu tekkeye düz ve kuru odun taşıdığı, yıllarca seyahat ettiği ve bir gün kilidi açılıp dili çözülerek, duyulmamış derecede güzel şiirler, ilâhîler söylemeye başladığı hikâye edilir.
İşte, her menkıbenin bir parça da hakikat taşıdığı düşünülerek, gerek bu destanlardan, gerek Yunus'un kendi şiirlerinden ve ele geçen yazılı belgelerden çıkarılan bilgilere göre, Yunus'un büyük hayatı, şöylece özetlenir:
Yunus Emre, Anadolu'ya Horasan illeri'nden gelmiş bir aileye mensuptur. Şair XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. yüzyıl başında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişi idi
İlim âlemi yıllardan beri onun hayatını, nerede doğup, nerede öldüğünü araş&shy;tırıyor. Halbuki bu büyük şairin Anadolu'da dokuz yerde mezarı vardır. Bir tek vücudun birden fazla yerde gömülü olması, daha bazı din uluları için de düşünülmüştür. Her şehir, her köy, Yunus'un kendi topraklarında gömülü olmasını istemiş, ona kendi bağrında bir makam hazırlamış, herhangi bir mezarın, onun mezarı olabileceği hayaline kapılmıştır.
Yine menkıbelerden ve şiirlerinden öğrendiğimize göre, Yunus, Mevlâna Ce&shy;lâleddin Rumî ile Hacı Bektaş Veli ile ve XIII. yüzyılın diğer büyük Anadolu sofilerinden Saltuk Baba, Barak Baba, Tapduk Baba gibi şahsiyetlerle görüşmüş, bun&shy;lardan Tapduk Baba'ya müritlik yapmıştır.
“Mescidde medresede çok ibâdet eyledüm”

gibi sözler söylediği halde, bu büyük şairin medrese öğrenimi görüp görmediği bilinemiyor.
ESERLERİ: Yunus’un, Risâlet-ün-Nushiyye adlı, öğretici bir mesnevisi vardır. Aruzla yazılan bu eser, bize şairin bir mürşit sıfatıyla da çalışmış olabileceğini düşündürüyor. Onun asıl ölmez eseri, büyük bir aşk ve düşünüş heyecanı ile söylediği şiirlerini bir araya toplayan Divan’ıdır.Yunus divanında aruz vezniyle ve gazel şeklin&shy;de söylenmiş şiirler de vardır, fakat şair ilahilerinin çoğunu ve en güzellerini hece ile ve dörtlüklerle söylemiştir.



EDEBİ ŞAHSİYETİ
Yunus Emre, Türk düşünüş edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Onun uzun, devamlı hayat tecrübeleri, varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında hummalı zihin yoruşları vardır.
İslam inanışının, üzerinde durmaktan çekindiği birçok problemler, Yunus'un serbest ve zeki düşüncelerine konu olmuştur. Şair, duyup düşündüklerini, sade bir Türkçeyle anlatmıştır
“Salınur Tûba dalları - Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri - Kokar Allah deyü deyü”
gibi sade, basit, fakat söylenilmesi güç mısralardır. Yunus Emre, her nesnede, her yerde, Allah’ın varlığını bulan bir şairdir. O yüzden şiirlerinde genellikle mistik bir hava vardır.

DİLİ ve SANATI
Onun, hiç bir yapmacığa sapmadan, bir sanat kaygısına düşmeden söylediği sade, külfetsiz fakat güzel şiirlerine bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir. Yunus’un şiirlerinde tasavvufun söylenmesi güç fikir ve heyecanları, berrak bir su içindeymiş gibi, hemen görülür. Yunus bu şiirleri, eskiden öğrendiği bazı unutulmaz şiirleri hatırlıyor, onları tekrarlıyormuşçasına kolay söylemiştir.
Yunus'un şiirlerinde İslami bir duyuş ve düşünüş sistemi olan tasavvuf felse&shy;fesi, Yakın Doğu medeniyeti'nin ilhamıdır. Fakat geri kalan her şey, dil, vezin, nazım şekli ve eşsiz bir Türkçe ile söyleyiş, hemen tamamıyla millidir.

PÎR SULTAN ABDAL
XVI. yüzyıl Tekke edebiyatının coşkun ve Ünlü bir şairi de Pir Sultan Ab&shy;dal'dır. Heyecanlı bir şair olması; halk tarafından çok tutulması; onun adının ve şiirlerinin yaşama&shy;sını sağlayan sebeplerdendir. Pir Sultan'ın, halk deyimleriyle; Sivas dolaylarına ait coğrafya isimleriyle ve günün olaylarından yankılanmış heyecanlarla süslediği şi&shy;irler, çok kere güzel ve samimidir. Ancak bu şiirlerde Yunus Emre'de okumaya alıştığımız, derin ve feragat dolu, ilahi aşk felsefesine, aynı kuvvetle rastlamak kolay değildir. Pir Sultan'ın şiirlerinde, bu şairin dünya işlerine ve dünya ihtiraslarına karışmasından doğan bir maddilik sezilir.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
Dede Korkut Hikâyeleri, fetih yıllarından beri Anadolu'nun doğusunda yaşayan Oğuz Türkleri'nin, Gürcü'ler, Abaza'lar, Trabzon Rumları ile yaptıkları savaşları anlatır; eski Türk mitolojisinden hatıralar yaşatır; bu ülkelere yerleşen Oğuz Türkleri'nin kendi iç maceralarını hikâye eder. Fakat bu hikâyelerin özü sayılan temel konular, Oğuz Türkleri'nin eski destanlarından alınmıştır: Bu gibi destan hatıraları, yeni coğrafyada, yeni tarih olaylarıyla birleşerek, yeni hikâyeler haline gelmiştir. Esasen Dede Korkut Hikâyeleri, bazen hikâye çehresi taşıdıkları, bazen masal çeşnisi gösterdikleri halde, daha çok destan adı verilecek özelliklerle söylenmiştir.

HİKÂYELERİN DİLİ
Dede Korkut Hikâyeleri, Türk halk dilinin kendi kelimeleri, kendi deyimleri, kendi hikâye üslubuyla ne güzel eserler verebileceğini meydana koyan değerli kaynaktır. Dede Korkut Hikâyeleri, yarı manzum, yarı nesir diliyle söylenmiş hikâyelerdir. Ancak bu hikâyelerdeki nesirde, nesirden çok nazma yakın bir ahenk vardır. Bu ahenk, nesir cümlelerinin yer yer vezinli parçalarla, iç kafiyeleriyle seslendirilmesinden doğmuştur. Manzum parçalarda, bazen, muntazam nazma, bazen serbest söyleyişe yaklaşan bir çeşitlilik vardır. Muntazam mısraları 4 + 4 + 4 ya da 4 + 3 ve 4 + 4 vezinleriyle, bazen de 4+ 4 + 3 ahengiyle söylenmiştir. Nesir cümlelerindeki vezinli parçalarda da yine bu vezinlerin ahengi vardır.

HİKÂYELERİN YAZARI
Bugün elimizde bulunan Kitâb-ı Dede Korkut adlı yazma eserde bir başlangıç yazısından sonra, 12 ayrı hikâye vardır. Fakat müstakil maceralar gibi görünen bu hikâyelerin birleşen tarafları çoktur. Bazı hikâyelerdeki olay ve kahramanların öteki hikâyelerle ilgili olması, Dede Korkut isimli, bilgili Oğuz atası'nın, her hikâyede ufak, büyük bir vazife görmesi, hikâyeleri birleştiren taraflardandır.
Hikâyelerin gerek manzum, gerek mensur parçalarında, böyle birbirine benzer sözler, hitaplar, şahıs ve tabiat tasvirleri çoktur. Hatta bazı araştırıcılar Dede &shy;Korkut Hikâyeleri’ndeki bu söyleyiş benzerliğine dikkat ederek, hikâyelerin bugün adını bilmediğimiz -çok usta- bir yazar tarafından yazıldığını ileri sürmüşlerdir.
Şu halde Dede Korkut Hikâyeleri’ni -şimdilik- Oğuz Türkleri arasında o çağların gelenekleşmiş hikâye Üslubuyla söylenen destanî halk hikâyeleri diye tanımaktayız. Bu hikâyeler, XV. yüzyılın ilk yıllarında, okuma yazma bilen herhangi bir meraklı, belki de hikâye anlatmayı meslek edinmiş bir halk hikâyecisi tarafından bir deftere yazılarak ölümsüzleştirilmiştir. Bu hikâyeler tıpkı Türk destanları gibi, bir tek şahsın değil, bütün bir milletin hikâye yaratma hünerleriyle meydana gelmiş ortak halk edebiyatı verimleridir.

HİKÂYELERDE DESTAN ve MİTOLOJİ HATIRALARI
Dede Korkut Hikâyeleri'nde eski Türk destanlarından yankılar yaşadığını söylemiştik. Mesela bir kısım Dede Korkut kahramanları, eski destanlardaki gibi, bir canavar öldürdükleri ya da canavarlarla güreştikleri için şöhret kazanırlar; at, ağaç, ışık, su sevgisi gibi milli destan unsurları, Dede Korkut Hikâyeleri’nde de vardır. Altın, gümüş, bakır, çelik (pulat) gibi. Türkçe maden isimleri hikâyelerde aynı Önemle anılmaktadır.

HALK EDEBİYATININ GELİŞMESİ
Anadolu'da Türk Halk Edebiyatının, bu arada Halk şiirinin, milli vezinler, milli şekiller, milli duygu ve söyleyişlerle adeta klasik bir çehre alarak gelişmesi, XV.-XVII. yüzyıllarda olmuştur. XV. yüzyılda Bahşi XVI. yüzyılda Kul Mehmed, Öksüz Dede, Hayalî ve Köroğlu gibi tanınmış şairler yetiştiren halk şiirinin, daha çok sayıda kudretli şairler elinde bir altın devri yaşadığı yüzyıl ise XVII. yüzyıldır.
Bu yüzyıllarda ellerinde sazlarla; diyar diyar dolaşıp, gördükleri yurt güzelleri ve yurt güzellikleri için şiirler söyleyen saz şairleri, Türkiye'de gittikçe gelişen bir Halk edebiyatının şöhretli ozanlarıydı. Saz şairleri, ordularda, kışlalarda, hudut boylarında bazen bir Türk askeri olarak vazife alıyor; çeşitli savaş türküleri ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı. Aynı şairlerin türkülerinde, koşma'larında, des&shy;tanlarında, yaşadıkları çağın sosyal hayatından yankılar bulunuyor, Türk milleti&shy;nin, tarih ve topluluk olayları karşısındaki duygu ve düşünceleri işleniyordu.
Saz şairleri, halk toplantı yerlerinde çok sevilen, çok aranılan kimselerdi. Ay&shy;nı toplantılarda Halk hikâyecileri de bulunuyordu. Hikâyeciler, halka eski des&shy;tanları tekrarlıyor, dini hikâyeler anlatıyor; günün sosyal hayatından alınmış ko&shy;nuları hikâye ediyorlardı. Sosyal hayatın bozuk tarafları, komik sahneleri, halkın gözünden kaçınıyor, halk zekâsı, hikâyecilerin eliyle bunları kuvvetle karikatürize ediyordu.
Hikâyecilerin yaptığı iş, bir taraftan da halk tiyatrosunda, Ortaoyunu, gölge oyunu (Karagöz) olarak sahneye konuluyordu.
Bütün bu Halk edebiyatı hareketleri yüksek zümre tarafından layıkıyla mühimsenmediği için, onların bu söyleyişleri, okuryazarlar tarafından yazıya geçirilmiyordu. Bazı mutlu tesadüflerle yazıya geçebilenlerin dışında kalan birçok şiirler ve hikâyeler, ancak Türk halkının vefalı hafızasında yaşıyor, birçokları da tarihin karanlığına gömülüyordu. Sazlarla birlikte söylendikleri için halk dilinde güzel sesleriyle yaşayan bu şiirlerin birçoğu, yazılı edebiyata daha sonraki yüzyıllarda geçmiştir.
Halk edebiyatı, XVII. yüzyılda, halk şiiri, halk hikâyesi, halk tiyatrosu alanla&shy;rında eserler vermiş; Halk şiirinin en büyük saz şairleri, halk hikâyecileri, Karagöz, Orta-oyunu gibi halk tiyatroları, saraylara da girerek, yüksek zümre arasında ciddi bir rağbet görmeye başlamıştır.
İmparatorluğun her köşesine yayılan saz şairleri, yeniçeriler, sipahiler, levent&shy;ler gibi askerî topluluklar içinde; kahvehaneler, bozahaneler, gezinti yerleri gibi, halk toplantı yerlerinde yetişiyor, şiirlerini de yine buralarda söylüyorlardı. Cura, çöğür, tanbura gibi çeşitli sazlar çalan bu şairlerin, askeri alaylara katıldıkları da oluyordu.
Bir kısım saz şairleri, yalnız hece vezniyle ve milli nazım şekilleriyle şiir söylemekle yetinmiyor, aruz veznini ve Divan şiirinin nazım şekillerini de kullanı&shy;yorlardı. Bu tarz Halk şiirlerinde Divan şiirinin kelime, deyim, teşbih Ve kavramlarına yer verildiği görülüyor; buna karşı, Divan şiiri lisanında da halk deyimlerinin yer bulduğu oluyor, yüksek zümre şairlerinin halk tarzı şiirden hoşlanmaya başladıkları seziliyordu.
XVII. yüzyılın tanınmış saz şairleri içinde, Kuloğlu, Kâtibi, Kayıkçı Kul Mus&shy;tafa, Âşık Gazi, Âşık Hasan, Demircioğlu gibi önemli isimler vardır. Bunlar ara&shy;sında sivrilerek, büyük şöhret yapmış en namlı şairler ise, Âşık Ömer, Gevheri ve Karacaoğlan'dır.
KARACAOĞLAN
Türk saz şairleri içinde tamamıyla halk zevkine bağlı kalarak, şiirlerinde bu zevkin bütün inceliklerini, saf ve yerli söyleyişlerini dile getiren şair, Karacaoğ&shy;lan'dır. Karacaoğlan, elde edilen son bilgilere göre, XVI. asrın ikinci yarısında ve XVII. asır başlarında yaşamış bir saz şairidir. Şiirlerinde Divan kültürü bulunan, XVII. asır saz şairi Âşık Ömer'in Karacaoğlan'dan bahsederken, onu, «saçma sa&shy;pan söz söyleyen kimse» anlamında kullandığı ozan kelimesiyle yâd ettiği bilinir. Âşık Ömer, ozan kelimesini, yüksek zümre dilindeki mana ile kullanmış ve ken&shy;dinden önce yaşayarak, yalnız halk tarzında söyleyen Karacaoğlan'ı küçük görmüştür. Buna mukabil, Karacaoğlan, (belki de kendisine divan kültürü'nü tanıta&shy;cak bir çevrede yetişmediği için) daha çok, halk nazım geleneğinin ve tarihi halk söyleyişinin bir temsilcisi olmuştur.
Gezici saz şairi hayatına uyarak diyar diyar dolaşan şair, her ayrıldığı yerden yeni bir yurt güzelinin özlemini yüklenerek ayrılmış; her vardığı yerde, yeni bir yurt güzeline gönül vermekte gecikmemiştir. Al veya mavi kadife şalvarlar giyen, saçları dizlerine kadar uzanmış, ibrişim kuşaklar sarınan; ellerinde, başlarında gül ve papatya dizileri taşıyan bu yurt güzellerini Karacaoğlan öve öve bitiremez. Ağızlarının oğul balı gibi tatlı olduğunu, seslerinin kumru sesi gibi nazlı olduğunu, bu yerli ve milli güzelliğin farkında olarak söyler. Şair: Ela gözlerini sevdiğim dilber
Kokuya benzettim güller içinde
İnceciktir belin, hilaldir kaşın
Selviye benzettim dallar içinde
gibi söyleyişleriyle, ne kadar yerli ise,
İndim seyran ettim Frengistanı
İlleri var bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var bizim güle benzemez

gibi söyleyişleriyle de o kadar millidir. Aynı şiirde. Karacaoğlan'ın, bu yabancı illerde konuşulan dili yadırgayarak çok sevdiği Türkçe'ye benzemeyen bu dillerden hoşlanmadığını;
Güzelleri şarkı söyler çığrışır
fakat
Dilleri var bizim dile benzemez
diye, Türkçe konuşulmayan yerleri sevmediğini ve bu duygusunu:
Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri var bizim ile benzemez
diye ifade eder.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÖNEMLERE GÖRE BELLİ BAŞLI ŞAİR VE YAZARLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Ekim 31, 2007 12:42 am

DİVAN EDEBİYATI

13.yy

Mevlana: Mesnevi,Divan-ı Kebir, Fihi Mafih, Mektubat, Mecalis-i Seba,

Hoca Dehhani: Selçuklu Şehnamesi



14.yy

Gülşehri: Mantıku’t-Tayr

AşıkPaşa: Garipname

Kadı Burhaneddin: Divan

Ahmedi: İskendername, Cemşid ü Hurşid,Divan



15.yy

Şeyhi: Harname, Hüsrev ü Şirin, Divan

Ahmed Paşa: Divan

Necati: Divan

Süleyman Çelebi: Vesileyü’n-Necat(Mevlid),

Ali Şir Nevai: Mecalisü’n-Nefais, Muhakemetü’l-Lügateyn,Mizanü’lEvzan, Leyla vü Mecnun,

Ferhad ü Şirin…

NESİR

Sinan Paşa: Tazarruname, Tezkiretü’l Evliya

Mercimek Ahmed: Kaabusname



16.yy

Fuzuli: Şikayetname, Leyla İle Mecnun, Divan, Beng ü Bade,…

Zati: Divan, Edirne Şehrengizi

Baki: Dinvan, Kanuni Mersiyesi

NESİR

Evliya Çelebi: Seyahatname

Katip Çelebi: Keşfü’z-Zünun, Cihannüma…

Seydi Ali Reis: Miratü’l-Memalik

Naima: Naima Tarihi

Peçevi: Peçevi Tarihi



17.yy

Nefi: Siham-ı Kaza, Divan

Nabi: Hayriye, Hayrabad, Divan

Naili: Divan



18.yy

Nedim: Divan

Şeyh Galib: Hüsn ü Aşk, Divan



TANZİMAT EDEBİYATI(1860-1895)

Şinasi:Şair Evlenmesi(tiy),

Müntehabat-ı Eşar(şiir),

Durub-ı Emsal-i Osmani(sözlük),

Tercüman-ı Ahval(Agah Ef. İle), Tasvir-i Efkar



Ziya Paşa: Harabad, Zafername, Eşar-ı Ziya, Terkib-i Bend, Terci-i Bend(şiir),

Rüya(mülakat)..

Halit Ziya Uşaklıgil: Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Nemide, Kırık Hayatlar, Ferdi ve Şürekası, Bir Ölünün Defteri..(roman)

İzmir Hatıraları,Aşka Dair, Onu Beklerken, Kadın Pençesi,..(hikaye)

Füruzan, Kabus, Fare(tiy)

Kır Yıl, Saray ve Ötesi..(anı)

Mehmet Rauf: Eylül,

Ferda-yı Garam, Karanfil ve Yasemen, Genç Kız Kalbi, Son Yıldız(roman)

Kadın İsterse, Bir Aşkın Tarihi…(hikaye)

Pençe, Cidal..(tiy)

Siyah İnciler(mensur şiir)



Hüseyin Cahit Yalçın:Nadide,Hayal İçinde(roman)

Hayat-ı Muhayyel, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri,..(hik)

Kavgalarım(nesir)



FECR-İ ATİ EDEBİYATI(1909-1911)

Ahmet Haşim: Göl Saatleri, Piyale(şiir)

Frankfurt Seyahatnamesi(gezi)

Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan(nesir)



MİİLİ EDEBİYAT(1911-1923)

Mehmet Emin Yurdakul: Türk Sazı, Türkçe Şiirler, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri..

Türk’ün Hukuku..(nesir)



Ziya Gökalp: Kızılelma, Altın Işık, Yeni Hayat(şiir)

Malta Mektupları(mektup)

Türkçülüğün Esasları, Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak, Türk Medeniyeti Tarihi…(nesir)



Ali Canip Yöntem: Türk Edebiyatı Antolojisi Milli Edb. Meselesi…



Ömer Seyfettin: Efruz Bey, Ashab-ı Kehfimiz(roman)

Falaka, Yüksek Ökçeler, Bomba, Beyaz Lale, Gizli Mabed, Bahar ve Kelebekler, Yalnız Efe, Kaşağı, İlk Düşen Ak, Pembe İncili Kaftan(hikaye)

Türklük Ülküsü..(inceleme)

Şiirler



Ahmet Hikmet Müftüoğlu: Çağlayanlar, Gönül Hanım, Haristan ve Gülistan(roman ve hik.)



Mehmet Fuat Köprülü: Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Edb. Tarihi, Türk Saz Şairleri, TDE Hakkında Araştırmalar..



MİLLİEDEBİYAT AKIMINDAN ETKİLENENLER

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Kiralık Konak, Yaban, Nur Baba, Sodom ve Gomore, Ankara, Panaroma, Hep O Şarkı, Hüküm Gecesi(roman)

Milli Savaş Hikayeleri, Bir Serencam..(hikaye)

20.YY. TÜRK EDEBİYATINDA BAĞIMSIZ SANATÇILAR

Hüseyin Rahmi Gürpınar:Şık, İffet, Şıpsevdi, Mürebbiye, Gulyabani, Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, Nimetşinas, Son Arzu, Metres…(roman)

Tiyatro ve öyküleri de vardır.



Mehmet Akif Ersoy: Safahat(I.Kitap-Safahat, II.Kitap-Süleymaniye Kürsüsünde, III.Kitap-Hakkın Sesleri, IV.Kitap-Fatih Kürsüsünde, V.Kitap- Hatıralar, VI.Kitap- Asım, VII.Kitap- Gölgeler)



Yahya Kemal Beyatlı:Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Rübailer ve Hayam Rübailerini Türkçe Söyleyiş..(şiir)

Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikayeler, Siyasi ve Edebi Portreler, Edebiyata Dair…(nesir)



Ahmet Rasim: Gülüp Ağladıklarım, Ramazan Sohbetleri, Ömr-i Edebi..(anı)

Şehir Mektupları(mektup)

Muharrir Bu Ya, Şair, Edip(biyografi)



Rıza Tevfik Bölükbaşı: Serab-ı Ömrüm(şiir)

Anı, eleştiri gibi alanlarda da eser vermiştir.



CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

Sait Faik Abasıyanık: Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Şahmeran, Mahalle Kahvesi, Havada Bulut, Havuz Başı, Kumpanya…(öykü)

Medar-ı Maişet Motoru, Kayıp Aranıyor, Yaşamak Hırsı(roman)

Şimdi Sevişme Vakti(şiir)



Sabahattin Ali: Kuyucaklı Yusuf*, İçimizdeki Şeytan..(roman)

Değirmen, Kağnı, Sırça Köşk, Yeni Dünya(öykü)

Dağlar ve Rüzgar, Kurbağaların Serenadı..(şiir)



Memduh Şevket Esendal: Mendil Altında, Ev Ona Yakıştı, Otlakçı…(öykü)

Ayaşlı ve Kiracıları, Miras, …(roman)



Abdülhak Şinasi Hisar: Fehim Bey ve Biz, Çamlıca’daki Eniştemiz,..(roman)

Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri, İstanbul ve Pieere Loti..(anı,daneme)

Aşk İmiş Her Ne Var Alemde, Geçmiş Zaman, Fıkraları(antoloji)



Neyzen Tevfik:Hiç, Azab-ı Mukaddes









Sezai Karakoç: Mona Rosa, Körfez, Hızır’la Kırk Saat, Leyla ü Mecnun, Ayinler, Alın Yazısı..(şiir)

Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif(inceleme)…..



Necati Cumalı: Mine, Nalınlar, Derya Gülü, Yaralı Geyik…(oyun)

Susuz Yaz, Yalnız Kadın, Ay Büyürken..(öykü)

Tütün Zamanı, Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün, Aşk Da Gezer..(roman)



Haldun Taner: Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Eşeğin Gölgesi, Fazilet Eczanesi…(oyun)

Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, On İkiye Bir Var, Kızıl Saçlı Amazon, Yaşasın Demokrasi, Ay şığında Çalışkur, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü(öykü)

Keşanlı Ali Destanı,



Aziz Nesin: Zübük, Tatlı Betüş, Şimdiki Çocuklar Harika, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz…(roman)

Damda Deli Var, Gıdıgıdı, Nazik Alet, Yaşasın Memleket, Kördöğüşü…(öykü)

Hadi Öldürsene Canikom..(oyun)



Kemal Tahir: Sağırdere, Esir Şehrin İnsanları, Devlet Ana, Rahmet Yolları Kesti, Yedi Çınar Yaylası, Yol Ayrımı, Yorgun Savaşçı…(roman)…

Orhan Kemal:Ekmek Kavgası, Mahalle Kavgası, Önce Ekmek, Babil Kulesi, Kardeş Payı..(öykü)

Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile, Eskici ve Oğulları, Gurbet Kuşları,…(roman)



Yaşar Kemal:İnce Memed, Yılanı Öldürseler, Yer Demir Gök Bakır, Üç Anadolu Efsanesi, Ağrı Dağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi, Çakırcalı Efe, Yusufçuk Yusuf,Fırat Suyu Kan Akıyor, Allah’ın Askerleri,sarı Sıcak….(roman,öykü)



Tarık Buğra: Küçük Ağa, Osmancık, Firavun İmanı, Gençliğim Eyvah, Yağmur Beklerken, Yalnızlar…(roman)

Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Oğlumuz,..(öykü)

İbiş’in Rüyası, Ayakta Durmak İstiyorum..(oyun)….



Cahit Külebi: Adamın Biri, ****** Kurtuluş Savaşı’nda, Rüzgar,…(şiir)



Arif Nihat Asya: Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor, Dualar ve Aminler, Heykeltıraş, Yastığımın Rüyası, Ayetler…(şiir)…



Cevat Şakir Kabaağaçlı(Halikarnas Balıkçısı): Aganta Burina Burinata, Uluç Reis, Turgut Reis…(roman)

Ege Kıyılarında, Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada,……(öykü)

Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları, Hey Koca Yurt, Anadolu’nun Sesi…(mitoloji, inceleme,deneme)

Namık Kemal: İntibah, Cezmi(roman),

Vatan Yahut Silistre, Akif Bey, Gülnihal, Kara Bela, Zavallı Çocuk, Celaleddin Harzemşah(tiy),

Tahrib-i Harabad, Takip(eleştiri),…



Recaizade Mahmut Ekrem: Araba Sevdası(roman)

Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır..(tiy)

Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Pejmürde,Nejad, Zemzeme(şiir)

Takdir-i Elhan(eleştiri)

Talim-i Edebiyat(edb. Bilgileri)…



Abdülhak Hamit Tarhan: Makber, Sahra,Belde Ölü, Havle, Divaneliklerim..(şiir)

Macera-yı Aşk, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Tarık, Nesteren, Eşber, Zeyneb, Fitnen..(tiy)



Ahmet Mithat Efendi: Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Henüz 17 Yaşında, Dürdana Hanım, Paris’te Bir Türk(roman)

Letaif-i Rivayat(hikaye)

Bedir, Tercüman-ı Hakikat(gazete)..



Şemseddin Sami: Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat(roman)

Kamus-i Türki, Kamus-i Arabi..(sözlük)

Sefiller, Robinson,..(çeviri)…



Ahmet Vefik Paşa: Lehçe-i Osmani, Şecere-i Türk, Tarih-i Osmani..



Samipaşazade Sezai: Sergüzeşt(roman)

Küçük Şeyler(hikaye),

Şir(tiy)



Muaalim Naci: Ateşpare, Şerare, Füruzan(şiir)

Demdeme(eleştiri)

Islahat-ı Edebiye(edebi bilgiler)

Lügat-i Naci(sözlük)



Nabizade Nazım: Karabibik, Zehra

Zavallı Kız, Bir Hatıra,..(hikaye)



SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI(1896-1901)



Tevfik Fikret: Rüban-ı Şikeste, Rübab’ın Cevabı, Haluk’un Defteri, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru, Şermin(şiir)



Cenab Şahabettin: Tamat, Cenab’ın Şiirleri

Hac Yolunda, Suriye Mektupları, Avrupa Mektupları(gezi)

Evrak-ı Eyyam(nesir)

Yiryaki Sözleri(özdeyiş)

Körebe, Yalan, Küçükbeyler(tiy)

Zoraki Diplomat, Politikada 45 yıl, Gençlik ve Edb. Hatıraları..(anı)

Ahmet Haşim, ******(monografi)

Erenlerin Bağından(şiir)…



Halide Edip Adıvar: Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Handan, Zeyno’nun Oğlu, Ateşten Gömlek, Tatarcık, Kalp Ağrısı…(roman)

Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya, Harap Mabetler..(öykü)

Türk’ün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev, Kenen Çobanları(anı)….



Reşat Nuri Güntekin: Çalıkuşu, Gizli El, Yaprak Dökümü, Acımak, Gökyüzü, Miskinler Tekkesi, Kızılcık Dalları, Dudaktan Kalbe, Yeşil Gece, Bir Kadı Düşmanı, Kavak Yelleri, Kan Davası…(roman)

Leyla ile Mecnun, Gençlik ve Güzellik…(öykü)

Hançer, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrıdağı Ziyafeti, Yaprak Dökümü, Eski Rüya, istiklal…(oyun)

Anadolu Notları(gezi)

Dil ve Edebiyat(eğitim)



Refik Halit Karay: İstanbul’un İçyüzü, Çete, Sürgün, Yezidin Kızı, Bugünün Saraylısı…(roman)

Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri(öykü)*

Sakın Aldanma İnanma Kanma, Kirpinin Dedikleri, Agop Paşa’nın Hatıraları, Guguklu Saat…(mizah)*

Makyajlı Kadın, Tanrı’ya Şikayet…(günlük)…



Falih Rıfkı Atay: Zeytindağı, Çankaya, ******’ün Bana Anlattıkları, ******’ün Hatıraları, Batış Yılları, Ateş ve Güneş, ****** Ne İdi?..(anı)*

Denizaşırı, Bizim Akdeniz, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Yolcu Defteri, Hind…(gezi)*



BEŞ HECECİLER

Faruk Nafiz Çamlıbel: Han Duvarları, Gönülden Gönüle, Çoban Çeşmesi, Dinle Neyden, Zindan Duvarları…(şiir)*

Canavar, Akın, Yayla Kartalı…(oyun)

Yıldız Yağmuru(roman)



Enis Behiç Koryürek: Miras,Güneşin Ölümü…(şiir)



Halit Fahri Ozansoy: Aruza Veda*, Efsaneler, Rüya…(şiir)

Sulara Giden Köprü, Aşıklar Yolunun Yolcuları(roman)



Orhan Seyfi Orhon: Gönülden Gönüle, Fırtına ve Kar…(şiir)

Çocuk Adam(roman)



Yusuf Ziya Ortaç: Yanardağ, Akından Akına…(şiir)

Üç katlı Ev, İsmet İnönü…(roman)

Nikahta Keramet..(oyun)

Ahmet Hamdi Tanpınar: Mahur Beste, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, …(roman)

Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Yaz Yağmuru, Hikayeler(öykü)

Beş Şehir, Edebiyat Üzerine Denemeler(deneme)

19.Asır Türk Edb. Tarihi…(inceleme)

Bütün Şiirleri



Peyami Safa: Fatih-Harbiye, Yalnızız, Sözde Kızlar, Mahşer, Bir Akşamdı, Bir Tereddütün Romanı, Canan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noralya’nın Koltuğu, Biz İnsanlar…(roman)

Eğitim-Gençlik-Üniversite, Doğu-Batı Sentezi, Din-İnkılap-İrtica, Avrupa ve Biz…(inceleme,deneme)



Necip Fazıl Kısakürek: Çile, Sonsuzluk Kervanı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi..(şiir)

Aynadaki Yalan, Kafa Kağıdı, Birkaç Hikaye…

Tohum, Bir Adam Yaratmak, Para, Sabırtaşı, Reis Bey, Ahşap Konak, Künye, Yunus Emre…(oyun)

Son Devrin Din Mazlumları, Çöle İnen Nur, Çerçeve, Cinnet Müstatili…(nesir)



Cahit Sıtkı Tarancı: Otuz Beş Yaş, Ömrümde Sükut, Düşten Güzel(şiir)

Ziyaya Mektuplar(mektup)



Ahmet Muhip Dıranas: Şiirler, Kırık Saz

Gölgeler, O Böyle İstemezdi, Çıkmaz, Oyunlar(tiy.)



Fazıl Hüsnü Dağlarca: Üç Şehitler Destanı, Çocuk ve Allah, Daha, Yedi Mehmetler, Çanakkale Destanı, Kınalı Kuzu Ağıdı, 19 Mayıs Destanı, Gazi Mustafa Kemal ******…(şiir)



Nurullah Ataç: Okuruma Mektuplar, Günce I-II, Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Söyleşiler, Söz Arasında, Diyelim…(deneme,eleştiri,inceleme)



Ahmet Kutsi Tecer: Şiirler/Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı, Satılık Ev, Bir Pazar Günü,…(oyun)

Sivas Halk Şairleri Bayramı, Köylü Temsilcileri



Mithat Cemal Kuntay: Üç İstanbul(roman)

İstiklal Şairi Mehmet Akif, Namık Kemal..(biyografi)



Kemalettin Kamu: Bingöl Çobanları, Gurbet, Gurbette Renkler, Gurbet Geceleri…(şiir)



Orhan Veli Kanık: Garip, Vazgeçemediğim, Yenisi, Karşı, Destan Gibi, Bütün Şiirleri

La Fontaine, Bindiğimiz Dal,..(nesir)



Melih Cevdet Anday: Rahatı Kaçan Ağaç, Garip, Yan Yana…(şiir)



Sabahattin Eyuboğlu: Sanat Üzerine Denemeler, Mavi ve Kara, Montaigne..(deneme)



Atilla İlhan: Duvar, Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün, Ayrılık Sevdaya Dahil…(şiir)

Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sokaktaki Adam, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Zenciler Birbirine Benzemez…(roman)

Abbas Yolcu, Hangi Sol, Hangi ******, İkinci Yeni Savaşı, Batı’nın Deli Gömleği…(gezi, deneme, eleştiri)



Cemil Meriç: Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Hint Edebiyatı, Mağaradakiler, Bu Ülke, Işık Doğudan Gelir…



Nihad Sami Banarlı: Türkçeni Sırları, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Yahya Kemal Yaşarken, Edebi Bilgiler…..



Ruşen Eşref Ünaydın: Diyorlar Ki, Geçmiş Günler, ******’ü Özleyiş, ******..



Ümit Yaşar Oğuzcan: Şiirde Kırk Yıl, Aşk Mıydı O, Önce Sen Sonra Sen, İki Kişiye Bir Dünya, Hüzün Şarkıları, Seninle Ölmek İstiyorum…(şiir)..Çarşaf dergisinde de mizahi şiirler yazmıştır.



Oğuz Atay: Tutunamayanlar, Bir Bilim Adamının Romanı, Tehlikeli Oyunlar, Korkuyu Beklerken(roman,öykü)



Adalet Ağaoğlu: Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Fikrimin İnce Gülü, ….(roman)

Evcilik Oyunu, Çatıdaki Çatlak, Sınırlarda….(oyun)



Orhan Pamuk: Kara Kitap, Benim Adım Kırmızı, Yeni Hayat,Kar, Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale(roman)



Aka Gündüz: Dikmen Yıldızı, Bir Şoförün Gizli Defteri, İki Süngü Arasında…



Cahit Zarifoğlu: İşaret Çocukları, Menziller, Yedi Güzel Adam, Şiirler

Yürek Dede ile Padişah, Ağaçkakanlar, Serçekuş, Savaş Ritmleri..(roman)



Pertev Naili Boratav: Folklor ve EdebiyatI-II, Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği, ….(edebi bilgiler)



Behçet Necatigil: Kapalı Çarşı, Sevgilerde, İki Başına Yürümek…(şiir)

Yıldızlara Bakmak, Gece Aşevi, Üç Turunçlar…(radyo oyunu)

avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÖNEMLERE GÖRE BELLİ BAŞLI ŞAİR VE YAZARLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Ekim 31, 2007 12:43 am

YUNUS EMRE: Risalet-ün Nushiyye
KAYGUSUZ ABDAL: Budalaname, Mugalataname
BAYBURTLU ZİHNİ: Sergüzeştname
HACI BEKTAŞI VELİ: Makalat
HOCA DEHHANİ: Selçuklu Şahnamesi

AHMEDİ: Cemşit u Hurşit,İskendername



ŞEYHİ: Harname, Hüsrev-u Şirin



ALİ ŞİR NEVAİ: Muhakeme tul Lügateyn , Mecalisün Nefais(Türk edebiyatının ilk tezkiresidir), Mizanül Evzan



FUZULİ: Hadikat-üs Süeda, Beng ü Bade, Leyla vü Mecnun mesnevisi



BAKİ: Kanuni Mersiyesi



NEF i: Siham-ı Kaza



NABİ: Hayrabad, Sür name



ŞEYH GALİP: Hüsn ü Aşk



ŞİNASİ: Tercüme-i Monzume, Şair Evlenmesi( Batı tekniğinde yazılmış ilk tiyatromuz), Müntehebat-ı Eşar, Durub-ı Emsal-i Osmaniye



NAMIK KEMAL:Vatan Yahut Silistre (sahnelenen ilk tiyatromuz), Zavallı Çocuk, Akif Bey, Kerbela, Celalettin Harzemşah, İntibah(ilk edebi romanımız), Cezmi(ilk tarihi romanımız)



ZİYA PAŞA: Zafername, Harabat, Eş’ar-ı Ziya, Engizisyon Tarihi, Endülüs Tarihi…



AHMET MİTHAT EFENDİ: Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ile Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında, Letaif-i Rivayet, Yeniçeriler



RECAİZADE MAHMUT EKREM: Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Zemzeme, Nejad Ekrem, Çok Bilen Çok Yanılır, Afife Anjelik, Araba Sevdası(bazı kaynaklar da bu romanı ilk realist eserimiz olarak kabul eder)



ABDÜLHAK HAMİT TARHAN: Makber, Eşber, Sahra(ilk pastoral şiirimiz), İçli Kız, Macera-yı Aşk, Duhter-i Hindu,



SAMİPAŞAZADE SEZAİ: Sergüzeşt, Küçük Şeyler, İclal



NABİZADE NAZIM: Karabibik( edebiyatımızdaki ilk realist eserdir.), Zehra(edebiyatımızdaki ilk köy romanıdır)



TEVFİK FİKRET:Rübab-ı Şikeste, Haluk un Defteri, Rübabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksanbeşe Doğru, Şermin( Tevfik Fikret’in çocuklar için kaleme aldığı bu şiir şairin hece vezniyle yazdığı tek şiiridir) ,sis



CENAP ŞAHABETTİN:Tamat,Afak-ı ırak, Evrak-ı Eyyam,Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözler, Körebe , Yalan, Hac yolunda



HALİT ZİYA UŞAKLIGİL:Aşk-ı Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Nemide,, Solgun Demet,Kadın Pençesi



MEHMET RAUF:Eylül(ilk psikolojik romanımızdır), Genç Kız Kalibi, Ferda-yı Garam



MEHMET AKİF ERSOY:Safahat



HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR:Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Mürebbiye, Şık, Şıpsevdi, Gulyabani, Ben Deli miyim?...



AHMET HAŞİM:Göl saatleri;Piyale, Gurubahane-i Laklakan, Bize Göre, Franfurt Seyahatnemesi



ÖMER SEYFETTİN:Yalnız Efe, Efruz Bey, İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba Gizli Mabet, Asilzadeler, Bahar ve Kelebekler ,Beyaz Lale, Mahçupluk İmtihanı



ZİYA GÖKALP:Kızıl Elma,Yeni Hayat, Türkleşmek -- İslalaşmak –Muasırlaşmak, Altı ışık, Türkçülüğün Esasları, Türk medeniyet Tarihi, Malta Mektupları



MEHMET EMİN YURDAKUL:Türkçe Şiirler, Türk Sazı Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Dicle Önünde Turan a Doğru, Zafer Yolunda,



YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU: Nur Baba, Erenlerin Bağından, Rahmet, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Panorama, Ankara,



HALİDE EDİP ADIVAR: Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal, Türkün Ateşle İmtihanı, Dağa Çıkan Kurt



REFİK HALİT KARAY: Memleket Hikayeleri; İstanbulun İçyüzü



REŞAT NURİ GÜNTEKİN: Çalıkuşu, Damga Dudaktan Kalbe, Bir Kadın Düşmanı, Acımak, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Miskinler Teknesi



YAHYA KEMAL BEYATLI: Kendi Gök Kubbemiz Eski Şiirin Rüzgarıyla, Rübailer ve Hayam Rübailerini Türkçe Söyleyiş, Aziz İstanbul Eğil Dağlar, Portreler



PEYAMİ SAFA : Sözde Kızlar, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Harbiye Bir tereddüdün Romanı, Matmazal Norolya’ nın Koltuğu



SAİT FAİKABASIYANIK: Semaver, Sarnıç,Şahmerdan,

Medar-ı Maişet Motoru, Mahalle Kahvesi, Kumpanya, Şimdi Sevişme Vakti, Kayıp Aranıyor, Alemdağında Var Bir Yılan, Msn [color=#ffffff]Öğretmen [color:c1ee=#ffffff:c1ee]öss kpss Gazeteler Sohbet haz

AHMET HAMDİ TANPINAR: Huzur, Beş Şehir, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Mahur Beste, XX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi



ORHAN VELİ KANIK: Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, La Fontaine Masalları, Karşı, Nasrettin Hoca Hikayeleri



FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Şarkın Sultanları, Gönülden Gönüle, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Han Duvarları, Canavar, Akıncı Türküleri…



AHMET MUHİP DIRANAS: Gölgeler, O Böyle İstemezdi, Şiirler



AHMET KUTSİ TECER: Sivas Halk Şairleri Bayramı, Köylü Temsilleri, Koçyiğit Köroğlu, Bir Pazar Günü, Satılık Ev, Köşe Başı



FALİH RIFKI ATAY: Ateş ve Güneş, Deniz Aşırı, Bizim Akdeniz, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Zeytindağı, Yolculuk Defteri, Niçin Kurtulmamak



CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI (HALİKARNAS BALIKÇISI) : Ege Kıyılarından , Aganta – Burina – Burinata, Merhaba Akdeniz, Deniz Gurbetçileri, Turgut Reis, Mavi Sürgün, Hey Koca Yurt



MEMDUH ŞEVKET ESENDAL: Ayaşlı ve Kiracıları, Miras



CAHİT SITKI TARANCI: Ömrümde Sükut, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Ziya’ya Mektuplar



TARIK BUĞRA:Küçük Ağa, İbiş’in Rüyası, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, İki Uyku Arasında, Gençlik Türküsü, Firavun İmam, Gençliğim Eyvah, Yağmur Beklerken, Dönemeçte



CAHİT KÜLEBİ: Adamın Biri, Rüzgar, ****** Kurtuluş Savaşında, Anadili Öğretimi, Sıkıntı ve Umut, Yangın



KEMAL TAHİR: Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı, Devlet Ana, Bozkırdaki Çekirdek, Körduman…



NECİP FAZIL KISAKÜREK: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Bir Adam Yaratmak, Künye, Tohum, Satırbaşı, Sonsuzluk Kervanı,
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı HALK EDEBiYATI ŞAİR VE YAZARLARI

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Ekim 31, 2007 12:45 am

HALK EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİRLERİ


YUNUS EMRE: (13.yy) Tasavvuf düşüncesini benimseyen şair Tanrı aşkını ve insan sevgisini dile getirmiştir.

Tekke edebiaytının en lirik şairidir. Halkın konuştuğu Türkçeyi bir edebiyat dili haline getirmiştir. Yalın ve içten bir söyleyişi vardır. Zaman zaman aruz ölçüsüyle ve divan edebiyatı anlayışıyla da şiirler yazmıştır.

Tüm insanların eşit ve kardeş olduğuna inanmış; dil, din, ırk ayrımı yapılmasına karşı çıkmıştır. Türkçe divan sahibi ilk şairdir. Ayrıca Risaletü’n-Nushiyye adlı öğretici bir mesnevisi vardır.HACI BAYRAM VELİ : XIV.yüzyıl ikinci yarısıyla XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir tasavvuf şairidir. Bayramiyye tarikatını kurmuştur. Yunus Emre etkisinde sade bir dil ve lirik bir anlatımla dile getirdiği şiirlerinden yalnızca birkaç tanesi bilinmektedir.


KAYGUSUZ ABDAL: (16.yy) Softa görüşle alay eden özgür düşünceli bir Bektaşi şairidir. Hem heceyle hem de aruzla yazılmış şiirleri vardır.

PİR SULTAN ABDAL: (16.yy) Alevi-Bektaşi şiir geleneğinin en ünlü şairidir. Dinsel inançların etkili olduğu bir ayaklanmanın önderliğini yapmış, asılarak öldürülmüştür. Şiirini bir araç olarak kullanmasına rağmen kuru bir öğreticiliğe düşmemiş, şiirini duygu yönünden de beslemiştir.

KÖROĞLU: (16.yy) Çoğunlukla koçaklama türünde örnekler vermiş coşkulu şiirler söylemiştir. Bolu Beyi’yle olan mücadelesi efsaneleşen şair, halkın gönlünde yerini almıştır.KARACAOĞLAN: (17.yy) Din dışı konularda yazmış, yaşama sevinci, insan ve doğa sevgisini dile getirmiştir. Âşık edebiyatının duygu yönünden en zengin ve güçlü şairidir.. Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Karacaoğlan’ın XVI ya da XVII . yüzyılda Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayıp dolaştığı sanılmaktadır. Şair Toroslar’da, Türkmen boyları arasında yetişmiş; göçebe bir şair olarak Anadolu içinde ve dışında gezmiştir. Geleneksel şiirin dil, anlatım, ölçü anlayışından ayrılmadan aşk, doğa, ölüm, ayrılık gibi temaları işlemiştir;özellikle koşma ve semai biçimlerinde büyük başarı kazanmıştır.


GEVHERİ: (17.yy) Aruz ölçüsünü de sıkça kullanan Kırımlı bir halk ozanıdır.

DERTLİ: (19.yy) Toplumsal yergi içerikli, softalığı, yobazlığı eleştiren şiirleriyle tanınan Bolu’lu bir halk ozanıdır.DADALOĞLU: (19.yy) Çukurova yöresinde yetişen halk şairlerindendir. Türkmen boylarının yerleşik hayata geçirilmesi için 1865’te yöreye yollanan Fırka-i İslahiye adlı Osmanlı ordusuyla Türkmenler arasındaki çatışmalara katılmış, bu olayları yiğitçe bir eda ile koçaklamalarına yansıtmıştır. Ayrıca aşk ve doğadan söz eden şiirleri de başarılıdır. Şiirlerini temiz bir halk diliyle ve hece ölçüsü ile yazmıştır.
ÂŞIK VEYSEL: XX. yüzyıl halk şairidir. Şarkışla’da doğup büyümüş, Cumhuriyetin onuncu yılında Ankara’ya gelerek şiirlerini okumuş, bundan sonra ünü yayılmaya başlamıştır. Çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığıyla gözünü kaybeden şair; genellikle gezgin bir hayat sürmüş ; kent kent dolaşarak aşktan, doğadan , kardeşlikten, birlikten, barış içinde yaşamaktan ve insanı insan yapan erdemlerden bahseden şiirlerini saz eşliğinde söylemiş; bu içeriğin halka yakın düşmesi , ona kitlesel bir sevginin doğmasına yol açmıştır. Tasavvuf felsefesinin kazandırdığı hoşgörü anlayışı, şiirinin temellerinden biridir. Şiirlerini Deyişler, Sazımdan Sesler adlı iki kitapta toplamıştır. Son olarak tüm şiirlerini , Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından Dostlar Beni Hatırlasın adıyla yayımlanmıştır.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 95
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz